Lale Sarıibrahimoğlu - 03.12.2008 Taraf
Milli Güvenlik Kurulları, siyasi otoritelerin, ülkelerinin ulusal güvenlik politikalarına yön vermede faydalandıkları merkezî konumdaki kurumlardır. Türkiye’de kısa adıyla MGK olarak anılan bu kurulun ise hayati işlevinin, giderek azalmakta, hatta yok olmakta olduğunu gözlemliyoruz.
Üstelik de günümüz ve geleceğin tehdit algılamalarının ne denli değiştiği ve çeşitlendiği bir dönemde... Yine üstelik de, MGK’nın işlevi bağlamında Anayasa’da yer alan, “devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kurulu’na bildirir,” hükmüne rağmen.
Anayasa’nın 118. maddesi devamla şöyle der:
“Kurulun, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulu’nca değerlendirilir.”
Enerji güvenliği, gıda kıtlığı, iklim değişiklikleri ve devlet dışı gruplardan gelmekte olan asimetrik savaş gibi küresel tehdit unsurlarını caydırıcı politikaları üretip, hükümete yol haritası çizmesi gereken anayasal bir organ olan MGK’nın, bırakın bu işlevlerini yerine getirmesini yok olma sürecini izlemekle yetiniyoruz.
Oysaki MGK, 2003 yılında yapılan reformlarla, siyasi otoritelerin üzerinde karar alma ve uygulatma gibi işlevleri sona erdirilip gerçek anlamda ulusal güvenlik politikaları üreten bir kuruma dönüştürülerek demokrasinin gereği yapılmıştı.
Gelin görün ki 2003 reformlarıyla sivilleştirilen ve askerin arka bahçesi olmaktan çıkartılan MGK’nın, artık esamesi okunmaz, potansiyeli heba edilir olmuş.
Başında bir büyükelçinin görev yaptığı MGK, Terörle Mücadele Üst Kurulu toplantılarına çağrılmayarak, iç güvenlik yetkileri tırpanlanırken dış politika alanında da Dışişleri Bakanlığı’na fikir üreten bir düşünce kuruluşu statüsüne indirgenmiş durumda.
İlgili tüm kurumlar arasında iç ve dış güvenlik konularının koordine edilmesi amacıyla Başbakanlık bünyesinde 2006 yılında kurulan Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, MGK’nın yetkilerini tırpanlamıştı, üstelik de bu birimin kurulması için gerekli eylem planını bizzat hazırlamış olmasına karşın.
Yeri gelmişken, bu genel müdürlüğün de hem güç kavgası hem de ehil atamaların yapılmamış olması nedeniyle kendisine yüklenen görevleri gerçekleştiremediğini belirtelim.
Bu da siyasi otoriteyi yeni arayışlara yöneltmiş ve Aktütün karakoluna ekim başlarında PKK’nın düzenlediği saldırılar sonrasında hükümet, henüz ayrıntıları belli olmayan yeni bir güvenlik birimi kurulmasına karar vermişti. Bu güvenlik biriminin kurulması için yapılan güvenlik zirvesi toplantılarında da MGK yoktu.
Hükümetin, kullanması gereken önemli bir potansiyel olan MGK’nın nasıl ihmal edildiğinin bir göstergesi de, üç genel sekreter yardımcılığından boş olan ikisine aylardır henüz bir atama yapılmamış olması.
Enteresandır ki, hükümetin, MGK’ya ilgisinin azalmasına paralel olarak askerin de, sivilleşmesiyle sonuçlanan reformlar öncesi ağırlığını olabildiğince hissettirdiği bu kurula artan biçimde ilgi göstermediği gözleniyor.
Hatta güvenilir bir kaynağımın bana aktardığı bir anekdota göre, ağustos ayı itibariyle emekli olan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, yine dönemin MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan’a, “MGK toplantılarına ayağımı sürüyerek gidiyorum,” diyerek, bu kurula yönelik ilgisizliğini dile getirmiş.
Devletin tepesini, iç ve dış güvenlik konularını görüşmek üzere biraraya getiren MGK’ya gösterdiği isteksizliğini Büyükanıt, bu kurul dışında kamuoyuna sık sık yaptığı açıklamalarla da gösteriyordu zaten.
Şimdiki Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ise, MGK toplantılarına ve buradan çıkan tavsiye niteliğindeki kararlara daha uygun hareket ettiği belirtiliyor. Orgeneral Başbuğ’un, hükümetin isabetli bir karar alarak, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile başlattığı diyaloga en azından kamuoyu önünde henüz bir tepki vermemiş olması da olumlu bir işaret olarak gösteriliyor.
Sonuçta, Anayasa’ya göre, ülkenin güvenlik politikalarının oluşturulmasında böylesine önemli bir görevin yüklendiği MGK’nın, bugün işlevsiz bir kurul haline gelmesi, Türkiye’yi, doğru güvenlik politikalarının oluşturulup, olası tehditlerin bertaraf edilmesi konusunda zaafa uğratır nitelikte.
Bilkent Öğretim Üyesi ve ASAM Uzmanı Şanlı Bahadır Koç’un, “Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi” adlı makalesinde, ABD’nin önde gelen siyaset adamlarından yaptığı aşağıdaki alıntılar, MGK’nın önemini vurgulamak açısından önem taşıyor.
“Ben sentezci, analist ve koordinatörüm. Ayrıca uyarıcı, güçlendirici, uygulayıcı, arabulucu ve hatta paratonerim. Değişik zamanlarda duruma göre bu rolleri oynarım.” –Zbigniew Brzezinski, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı rolünü yorumlarken
“İyi organizasyon iyi politikanın garantisi değildir. Ama kötü organizasyon kötü politikanın garantisidir.” –Dwight Eisenhower
4 Aralık 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder