İstanbul Bölge Münazara Ligi
20-21 Aralık
5 ayak,çeyrek,yarı ve finalden oluşan bir turnuva
Boğaziçi Turnuvası Genel Bilgiler:
-Turnuvada İstanbul Münazara Kulüplerine takım sınırlaması yoktur.
-Şehir dışı katılım için 1 takım 2 Jüri kısıtlaması
-Katılım ücreti 20 YTL'dir.
-Jüri Paneli:Yavuz Yiğit,Cemil Dinmezpınar,Melda Eren,Kerem Çelikboya,Önercan Kılıç
-Şehir dışı konaklama Yeditepe Üniversitesi yurtlarında olacaktır.
4 Aralık 2008 Perşembe
Hapishanede "Sevişme Görüşü" Mümkün Olmalı
Bir mahkum eşi "Cinsel birlikteliği kapsayan görüş hakkı verilmeli" diyor ve kuralları delmeye çağırıyor. Avukat Taner'se Türkiye'de "sevgili"nin görüş hakkı bile olmadığını, açık görüşün de memur gözetiminde olduğunu söylüyor. Bazı ülkelerde özel görüş mümkün.
Türkiye'deki yasalar cezaevinde tutulan kişiler ve onları ziyaret eden yakınları arasında cinsel birleşmeyi kapsayacak yakınlıkta bir görüşmeyi yasaklarken dünyada mahkumlara bu hakkın sunulduğu ülkeler var.
Medya, önce dört yıldır cezaevinde bulunan Sedat Peker’le beş ay önce evlenen avukat Özge Peker'in hamile olduğunu iddia etti; ikilinin cinsel ilişkiye girecek şekilde görüşebilmesinin yasa dışı olduğunu vurguladı. Özge Peker gazetecilerin karşısına çıkıp iddiaları yalanladı.
"Sevgiliye görüş izni yok"
Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin eş ve sevgilileriyle görüş şartlarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cezaevi Komisyonu'ndan avukat Fazıl Ahmet Taner'e sorduk.Taner, Ceza İnfaz Yasası, Ceza İnfaz Tüzüğü ve Adalet Bakanlığı'nın açık görüşlere ilişkin yönetmeliğine dayanarak şartları sıraladı:
Resmi nikah olmayan birlikteliklerde tarafların birbirini görmesine izin yok.
Yakın görüş, akraba görüşü ve cam bölmenin arkasından gerçekleşen kapalı görüş var. Anne, baba, eş ve çocuklar için ayda bir kez açık görüş var. Bayramlarda ziyaretçilere kardeşler de ekleniyor. Avukat görüşmesi de açık görüş kapsamına giriyor.Bir salonda birden tutuklular bir masa etrafında ziyaretçileriyle buluşuyor. Gardiyan veya infaz memurları da görüşmeye -konuşulanları duyabilecek kadar yakın şekilde- tanık oluyorlar. Avukatların müvekkili olan tutukluyla görüşmesinde de yakın bir fiziksel temas kurması mümkün değil.
"En fazla infaz memurlarının önünde sarılıp öpüşebilirler"
Avukat Taner en fazla tutuklu ve yakınının öpüşüp sarılmasının mümkün olduğunu söyledi. Taner, cinsel birlikteliğin de sağlanabileceği görüşme şartlarının mahkumların hakkı olmasını, eşler, sevgililer arasında nikah ya da aynı soyadı şartı aranmaması gerektiğini savunuyor."Peker olayındaysa zaten insanların hakkı olması gereken bir uygulama yasa dışıymış gibi gösteriliyor. Bu tarz görüşmeyi engellemesi yasa koyucunun ayıbı, yasayı delenin değil. Kişi hamile olsa bile başka bir sorun var. O da cezaevi yönetiminin mahkumlar arasında ayrımcılık yapmasıdır."
"Sadece mahkuma değil eşe de ceza"
Eşi 11 yıl cezaevinde kalan ve şimdi serbest olan Ümit Esin hapsetmenin kendisinin insani olmadığını, bunun ötesinde kısıtlı görüşme şartlarının sadece tutukluyu değil yakınını da cezalandırdığını düşünüyor.Esin'in önerisi var:"Herkesin bu şiddeti delmeye çalışmasından yanayım. Ancak kurallara uymayarak, şartlara itaat etmeyerek talepkar olabiliriz. Eş olsun, sevgili olsun cinsel yakınlığın dahi kurulabileceği özel görüşmeler herkesin hakkı."
Yurtdışında özel görüş hakkı tanınıyor
Vikipedia'da yer alan bilgiye göre eşle birlikte, cinsel ilişkiyi de kapsayacak şekilde uzun saat ya da günlerin geçirildiği ziyaret türü ABD, Danimarka, Küba, Suudi Arabistan, Rusya'daki mahkumlara tanınan bir hak. Hatta Brezilya'da ve ABD'nin kimi eyaletlerinde bu haktan eşcinseller de yararlanıyor. (EZÖ)
BİA Haber Merkezi - İstanbul 03 December 2008, Wednesday Emine ÖZCAN
Türkiye'deki yasalar cezaevinde tutulan kişiler ve onları ziyaret eden yakınları arasında cinsel birleşmeyi kapsayacak yakınlıkta bir görüşmeyi yasaklarken dünyada mahkumlara bu hakkın sunulduğu ülkeler var.
Medya, önce dört yıldır cezaevinde bulunan Sedat Peker’le beş ay önce evlenen avukat Özge Peker'in hamile olduğunu iddia etti; ikilinin cinsel ilişkiye girecek şekilde görüşebilmesinin yasa dışı olduğunu vurguladı. Özge Peker gazetecilerin karşısına çıkıp iddiaları yalanladı.
"Sevgiliye görüş izni yok"
Cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin eş ve sevgilileriyle görüş şartlarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cezaevi Komisyonu'ndan avukat Fazıl Ahmet Taner'e sorduk.Taner, Ceza İnfaz Yasası, Ceza İnfaz Tüzüğü ve Adalet Bakanlığı'nın açık görüşlere ilişkin yönetmeliğine dayanarak şartları sıraladı:
Resmi nikah olmayan birlikteliklerde tarafların birbirini görmesine izin yok.
Yakın görüş, akraba görüşü ve cam bölmenin arkasından gerçekleşen kapalı görüş var. Anne, baba, eş ve çocuklar için ayda bir kez açık görüş var. Bayramlarda ziyaretçilere kardeşler de ekleniyor. Avukat görüşmesi de açık görüş kapsamına giriyor.Bir salonda birden tutuklular bir masa etrafında ziyaretçileriyle buluşuyor. Gardiyan veya infaz memurları da görüşmeye -konuşulanları duyabilecek kadar yakın şekilde- tanık oluyorlar. Avukatların müvekkili olan tutukluyla görüşmesinde de yakın bir fiziksel temas kurması mümkün değil.
"En fazla infaz memurlarının önünde sarılıp öpüşebilirler"
Avukat Taner en fazla tutuklu ve yakınının öpüşüp sarılmasının mümkün olduğunu söyledi. Taner, cinsel birlikteliğin de sağlanabileceği görüşme şartlarının mahkumların hakkı olmasını, eşler, sevgililer arasında nikah ya da aynı soyadı şartı aranmaması gerektiğini savunuyor."Peker olayındaysa zaten insanların hakkı olması gereken bir uygulama yasa dışıymış gibi gösteriliyor. Bu tarz görüşmeyi engellemesi yasa koyucunun ayıbı, yasayı delenin değil. Kişi hamile olsa bile başka bir sorun var. O da cezaevi yönetiminin mahkumlar arasında ayrımcılık yapmasıdır."
"Sadece mahkuma değil eşe de ceza"
Eşi 11 yıl cezaevinde kalan ve şimdi serbest olan Ümit Esin hapsetmenin kendisinin insani olmadığını, bunun ötesinde kısıtlı görüşme şartlarının sadece tutukluyu değil yakınını da cezalandırdığını düşünüyor.Esin'in önerisi var:"Herkesin bu şiddeti delmeye çalışmasından yanayım. Ancak kurallara uymayarak, şartlara itaat etmeyerek talepkar olabiliriz. Eş olsun, sevgili olsun cinsel yakınlığın dahi kurulabileceği özel görüşmeler herkesin hakkı."
Yurtdışında özel görüş hakkı tanınıyor
Vikipedia'da yer alan bilgiye göre eşle birlikte, cinsel ilişkiyi de kapsayacak şekilde uzun saat ya da günlerin geçirildiği ziyaret türü ABD, Danimarka, Küba, Suudi Arabistan, Rusya'daki mahkumlara tanınan bir hak. Hatta Brezilya'da ve ABD'nin kimi eyaletlerinde bu haktan eşcinseller de yararlanıyor. (EZÖ)
BİA Haber Merkezi - İstanbul 03 December 2008, Wednesday Emine ÖZCAN
Ülkenin güvenlik örgütü S.O.S. sinyalleri veriyor...
Lale Sarıibrahimoğlu - 03.12.2008 Taraf
Milli Güvenlik Kurulları, siyasi otoritelerin, ülkelerinin ulusal güvenlik politikalarına yön vermede faydalandıkları merkezî konumdaki kurumlardır. Türkiye’de kısa adıyla MGK olarak anılan bu kurulun ise hayati işlevinin, giderek azalmakta, hatta yok olmakta olduğunu gözlemliyoruz.
Üstelik de günümüz ve geleceğin tehdit algılamalarının ne denli değiştiği ve çeşitlendiği bir dönemde... Yine üstelik de, MGK’nın işlevi bağlamında Anayasa’da yer alan, “devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kurulu’na bildirir,” hükmüne rağmen.
Anayasa’nın 118. maddesi devamla şöyle der:
“Kurulun, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulu’nca değerlendirilir.”
Enerji güvenliği, gıda kıtlığı, iklim değişiklikleri ve devlet dışı gruplardan gelmekte olan asimetrik savaş gibi küresel tehdit unsurlarını caydırıcı politikaları üretip, hükümete yol haritası çizmesi gereken anayasal bir organ olan MGK’nın, bırakın bu işlevlerini yerine getirmesini yok olma sürecini izlemekle yetiniyoruz.
Oysaki MGK, 2003 yılında yapılan reformlarla, siyasi otoritelerin üzerinde karar alma ve uygulatma gibi işlevleri sona erdirilip gerçek anlamda ulusal güvenlik politikaları üreten bir kuruma dönüştürülerek demokrasinin gereği yapılmıştı.
Gelin görün ki 2003 reformlarıyla sivilleştirilen ve askerin arka bahçesi olmaktan çıkartılan MGK’nın, artık esamesi okunmaz, potansiyeli heba edilir olmuş.
Başında bir büyükelçinin görev yaptığı MGK, Terörle Mücadele Üst Kurulu toplantılarına çağrılmayarak, iç güvenlik yetkileri tırpanlanırken dış politika alanında da Dışişleri Bakanlığı’na fikir üreten bir düşünce kuruluşu statüsüne indirgenmiş durumda.
İlgili tüm kurumlar arasında iç ve dış güvenlik konularının koordine edilmesi amacıyla Başbakanlık bünyesinde 2006 yılında kurulan Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, MGK’nın yetkilerini tırpanlamıştı, üstelik de bu birimin kurulması için gerekli eylem planını bizzat hazırlamış olmasına karşın.
Yeri gelmişken, bu genel müdürlüğün de hem güç kavgası hem de ehil atamaların yapılmamış olması nedeniyle kendisine yüklenen görevleri gerçekleştiremediğini belirtelim.
Bu da siyasi otoriteyi yeni arayışlara yöneltmiş ve Aktütün karakoluna ekim başlarında PKK’nın düzenlediği saldırılar sonrasında hükümet, henüz ayrıntıları belli olmayan yeni bir güvenlik birimi kurulmasına karar vermişti. Bu güvenlik biriminin kurulması için yapılan güvenlik zirvesi toplantılarında da MGK yoktu.
Hükümetin, kullanması gereken önemli bir potansiyel olan MGK’nın nasıl ihmal edildiğinin bir göstergesi de, üç genel sekreter yardımcılığından boş olan ikisine aylardır henüz bir atama yapılmamış olması.
Enteresandır ki, hükümetin, MGK’ya ilgisinin azalmasına paralel olarak askerin de, sivilleşmesiyle sonuçlanan reformlar öncesi ağırlığını olabildiğince hissettirdiği bu kurula artan biçimde ilgi göstermediği gözleniyor.
Hatta güvenilir bir kaynağımın bana aktardığı bir anekdota göre, ağustos ayı itibariyle emekli olan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, yine dönemin MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan’a, “MGK toplantılarına ayağımı sürüyerek gidiyorum,” diyerek, bu kurula yönelik ilgisizliğini dile getirmiş.
Devletin tepesini, iç ve dış güvenlik konularını görüşmek üzere biraraya getiren MGK’ya gösterdiği isteksizliğini Büyükanıt, bu kurul dışında kamuoyuna sık sık yaptığı açıklamalarla da gösteriyordu zaten.
Şimdiki Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ise, MGK toplantılarına ve buradan çıkan tavsiye niteliğindeki kararlara daha uygun hareket ettiği belirtiliyor. Orgeneral Başbuğ’un, hükümetin isabetli bir karar alarak, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile başlattığı diyaloga en azından kamuoyu önünde henüz bir tepki vermemiş olması da olumlu bir işaret olarak gösteriliyor.
Sonuçta, Anayasa’ya göre, ülkenin güvenlik politikalarının oluşturulmasında böylesine önemli bir görevin yüklendiği MGK’nın, bugün işlevsiz bir kurul haline gelmesi, Türkiye’yi, doğru güvenlik politikalarının oluşturulup, olası tehditlerin bertaraf edilmesi konusunda zaafa uğratır nitelikte.
Bilkent Öğretim Üyesi ve ASAM Uzmanı Şanlı Bahadır Koç’un, “Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi” adlı makalesinde, ABD’nin önde gelen siyaset adamlarından yaptığı aşağıdaki alıntılar, MGK’nın önemini vurgulamak açısından önem taşıyor.
“Ben sentezci, analist ve koordinatörüm. Ayrıca uyarıcı, güçlendirici, uygulayıcı, arabulucu ve hatta paratonerim. Değişik zamanlarda duruma göre bu rolleri oynarım.” –Zbigniew Brzezinski, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı rolünü yorumlarken
“İyi organizasyon iyi politikanın garantisi değildir. Ama kötü organizasyon kötü politikanın garantisidir.” –Dwight Eisenhower
Milli Güvenlik Kurulları, siyasi otoritelerin, ülkelerinin ulusal güvenlik politikalarına yön vermede faydalandıkları merkezî konumdaki kurumlardır. Türkiye’de kısa adıyla MGK olarak anılan bu kurulun ise hayati işlevinin, giderek azalmakta, hatta yok olmakta olduğunu gözlemliyoruz.
Üstelik de günümüz ve geleceğin tehdit algılamalarının ne denli değiştiği ve çeşitlendiği bir dönemde... Yine üstelik de, MGK’nın işlevi bağlamında Anayasa’da yer alan, “devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kurulu’na bildirir,” hükmüne rağmen.
Anayasa’nın 118. maddesi devamla şöyle der:
“Kurulun, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar Bakanlar Kurulu’nca değerlendirilir.”
Enerji güvenliği, gıda kıtlığı, iklim değişiklikleri ve devlet dışı gruplardan gelmekte olan asimetrik savaş gibi küresel tehdit unsurlarını caydırıcı politikaları üretip, hükümete yol haritası çizmesi gereken anayasal bir organ olan MGK’nın, bırakın bu işlevlerini yerine getirmesini yok olma sürecini izlemekle yetiniyoruz.
Oysaki MGK, 2003 yılında yapılan reformlarla, siyasi otoritelerin üzerinde karar alma ve uygulatma gibi işlevleri sona erdirilip gerçek anlamda ulusal güvenlik politikaları üreten bir kuruma dönüştürülerek demokrasinin gereği yapılmıştı.
Gelin görün ki 2003 reformlarıyla sivilleştirilen ve askerin arka bahçesi olmaktan çıkartılan MGK’nın, artık esamesi okunmaz, potansiyeli heba edilir olmuş.
Başında bir büyükelçinin görev yaptığı MGK, Terörle Mücadele Üst Kurulu toplantılarına çağrılmayarak, iç güvenlik yetkileri tırpanlanırken dış politika alanında da Dışişleri Bakanlığı’na fikir üreten bir düşünce kuruluşu statüsüne indirgenmiş durumda.
İlgili tüm kurumlar arasında iç ve dış güvenlik konularının koordine edilmesi amacıyla Başbakanlık bünyesinde 2006 yılında kurulan Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, MGK’nın yetkilerini tırpanlamıştı, üstelik de bu birimin kurulması için gerekli eylem planını bizzat hazırlamış olmasına karşın.
Yeri gelmişken, bu genel müdürlüğün de hem güç kavgası hem de ehil atamaların yapılmamış olması nedeniyle kendisine yüklenen görevleri gerçekleştiremediğini belirtelim.
Bu da siyasi otoriteyi yeni arayışlara yöneltmiş ve Aktütün karakoluna ekim başlarında PKK’nın düzenlediği saldırılar sonrasında hükümet, henüz ayrıntıları belli olmayan yeni bir güvenlik birimi kurulmasına karar vermişti. Bu güvenlik biriminin kurulması için yapılan güvenlik zirvesi toplantılarında da MGK yoktu.
Hükümetin, kullanması gereken önemli bir potansiyel olan MGK’nın nasıl ihmal edildiğinin bir göstergesi de, üç genel sekreter yardımcılığından boş olan ikisine aylardır henüz bir atama yapılmamış olması.
Enteresandır ki, hükümetin, MGK’ya ilgisinin azalmasına paralel olarak askerin de, sivilleşmesiyle sonuçlanan reformlar öncesi ağırlığını olabildiğince hissettirdiği bu kurula artan biçimde ilgi göstermediği gözleniyor.
Hatta güvenilir bir kaynağımın bana aktardığı bir anekdota göre, ağustos ayı itibariyle emekli olan dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, yine dönemin MGK Genel Sekreteri Büyükelçi Yiğit Alpogan’a, “MGK toplantılarına ayağımı sürüyerek gidiyorum,” diyerek, bu kurula yönelik ilgisizliğini dile getirmiş.
Devletin tepesini, iç ve dış güvenlik konularını görüşmek üzere biraraya getiren MGK’ya gösterdiği isteksizliğini Büyükanıt, bu kurul dışında kamuoyuna sık sık yaptığı açıklamalarla da gösteriyordu zaten.
Şimdiki Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un ise, MGK toplantılarına ve buradan çıkan tavsiye niteliğindeki kararlara daha uygun hareket ettiği belirtiliyor. Orgeneral Başbuğ’un, hükümetin isabetli bir karar alarak, Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile başlattığı diyaloga en azından kamuoyu önünde henüz bir tepki vermemiş olması da olumlu bir işaret olarak gösteriliyor.
Sonuçta, Anayasa’ya göre, ülkenin güvenlik politikalarının oluşturulmasında böylesine önemli bir görevin yüklendiği MGK’nın, bugün işlevsiz bir kurul haline gelmesi, Türkiye’yi, doğru güvenlik politikalarının oluşturulup, olası tehditlerin bertaraf edilmesi konusunda zaafa uğratır nitelikte.
Bilkent Öğretim Üyesi ve ASAM Uzmanı Şanlı Bahadır Koç’un, “Arzın Merkezine Seyahat: ABD Ulusal Güvenlik Konseyi” adlı makalesinde, ABD’nin önde gelen siyaset adamlarından yaptığı aşağıdaki alıntılar, MGK’nın önemini vurgulamak açısından önem taşıyor.
“Ben sentezci, analist ve koordinatörüm. Ayrıca uyarıcı, güçlendirici, uygulayıcı, arabulucu ve hatta paratonerim. Değişik zamanlarda duruma göre bu rolleri oynarım.” –Zbigniew Brzezinski, Ulusal Güvenlik Danışmanlığı rolünü yorumlarken
“İyi organizasyon iyi politikanın garantisi değildir. Ama kötü organizasyon kötü politikanın garantisidir.” –Dwight Eisenhower
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)